1 Şubat 2007 Perşembe

ah zaman..........

bu gün inanılmaz bir olay yaşadım. sanki zaman çizgisinde geriye dönük bir yolculuk yaptım. önce beni meraklandıran ve adeta çağıran, sürükleyen bir davet-ipucu çıktı karşıma. önceleri her zamankine benzer bir sıradanlık olacağına ihtimal vererek ama bir yandan da yine her zamanki içimde beliren çağrışımlar, ummalar eşliğinde ipucundan çağrıya karşılık verdim. genelde hiçbir şey çıkmaz ya bu durumlardan gene öyle olacağını sanmıştım. ama olmadı işte. nadir görülür bir şekilde sıradışılık ve bir merak yumağının, şüphenin, değişik heyecanlara sebebiyet veren bir ağın içinde buldum kendimi. gerçekle hayal, geçmişle, gelecek ve şimdi akılalmaz bir şekilde karıştı birbirine. zaman sınır kalktı aradan. bir yandan zaman akıyordu ama ben ne geleceğe bakıyordum nede şimdideydim. geçmişe doğru bir yolculuğa çoktan kaptırmıştım kendimi. gelgitli, girdaplı, dolambaçlı, karmakarış labirentlere dalıp aradığımı bulmaya çalıştım. binbir şüpheyle arıyor, arıyor, arıyordum. ama bulamıyordum. ipuçları sayesinde bazı şeylere ulaşıyordum ama hiç bir şeyin kesinliğine ikna olmak mümkün değildi. doğru ve yanlışlar olasılıklar arka arkaya sıralanıyor ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. kuduran merakım her şeyi ezip geçmişti ve bir çözüm bulmak için tüm akli melekelerimi harekete geçirmişti. ısrarla olayın üzerine gidiyordum ve bazı şeylerin yavaş yavaş belirginleşmesini sağlıyordum.........
adım adım, kıdım kıdım çözüyordum dolaşığı,
belliki işaretçimin de kafası karmakarıştı. beni ordan oraya sürüyor, sürüklüyordu.

nedense sonra işin şekli değişti. birden bir trajediyle karşı karşıya kaldım. ama o da ne bende oyunun içindeydim. sanki bir avcıydım ve ürkek bir ceylanın peşindeydim. vurmuştum onu yüreğinden, sonra orda öylece bırakıp gitmiştim. bu işin zevkimiydi bu. vur ve çek git.
dünya küçük ya zaman bizi tekrar karşılaştırmış, ben pek oralı olmamış, farkına bile varmamıştım. ama ya o yürekteki yara:
kapanır mı?
aksine iyice derinleşmiş kanamış, kanamış, kanamış.................



işte zaman içinde çıktığım yolculuk beni buraya getirdi. başlarken; olayı çözüp, merakımı giderip içimi rahatlatacaktım....... ve belki de zekamla gurur duyacaktım.
ama olmadı durum sandığım gibi değildi. içimi rahatlatmak bir yana içim yandı.

insanın karşı konulmaz merakı, umutları, heyecanları, korkuları, sevgileri...... ah ne kadar da kompleks bir varlığız böyle.

ürkek bir ceylan bir aslana, bir avcıya verir mi gönlünü?verir ama avcı bunu nerden bilsin. yüreğinden vuruverir ceylanı.

ceylan vurulur, vurulmasına vurulur ya; zaten vurulmuştur. daha avcı vurmadan ceylan vurulmuştur. yüreği sızlar ceylanın ama ne yapsın analatamaz avcıya da, melul melul bakar.
avcı ceylanın gözlerini görür. göz göze gelirler bir an. işte o anda avcının da yüreği cız eder. ılık bir şeyler akıp gider içinden ve tarif edemediği hisleri duyar. ne yaptım ben der gibi olur içinden. ne yaptım ben, bu güzele nasıl kıydım!.........
artık ceylan için iki seçenek vardır. ya o anda canını verecek. yada ömrünce o yarasıyla-sızısıyla yaşayacak. kanayacak yüreği, acı ona haz verecek. ceylan acısını sevecek, zira sevdiğinin acısı bu, aşk acısı, yürek yarası.
- ne diyorsun be adam; hiç acı sevilir mi,
acıda sevilir mi hiç?
- ya!. sevilmez mi? peki ya aşk nedir?







zamanda yolculuğa çıkabilmek. bu fiziki olarak mümkün görünmüyor. ama metafizik olarak mümkün ve o kadar ilginç, çarpıcı neticeleri olabiliyor ki. insanın yaşadığı olaya birde seyirci gözüyle dışardan bakması müthiş bir şey. anlatılması çok zor. oyuncu sensin, seyircide sensin. sen sen sen...... görmediğin şeyleri görüyor ve çok farklı neticeler çıkarıyorsun. ama sadece seyirci olarak ordasın ve değiştirme şansın yok. ne yazık eğer istediğini yapamamışsan.
ahh zamannnnn.......
ahh zamannnnn sana sözüm geçmez,

............................................beni sen öldüreceksin
............................................celladımsın.

...........................................ilacımsın!.

Hiç yorum yok:

online